ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

ABDULLAH CÖMERT DAVASININ İLK DURUŞMASINA DAİR İZLENİMLER…

fft81_mf2312283

Av. Zeynep Sedef ÖZDOĞAN*

 

Abdullah Cömert henüz 22 yaşında, 03.06.2013 gecesi 23.00 sıralarında Hatay’da, başından gaz kapsülü ile vurulmak suretiyle öldürülüyor.

Gezi Parkında başlayan sürecin 31 Mayıs tarihinden itibaren ülke gündemine oturduğu düşünülürse, Abdullah Cömert ilk yitirilen canlardan.

Hatay’da açılan davası, olayın tek sanığı olarak tespit edilen gaz fişeğini ateşleyen polisin avukatları, güvenlik gerekçesi ile davanın naklini talep etmiş. Güvenlik sebebi ile dava Balıkesir’e nakledilmiş. Biz ‘nakil’ değil, ‘dosyanın sürgün edilmesi’ kavramını tercih ediyoruz.

Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Devletin açık şiddetine maruz kalan, oğullarını yitiren Cömert Ailesini ve çevresini ‘güvenlik tehdidi’ olarak yorumlamış ki, yalnız onları Balıkesir’de kabul ediyor; Dava sanığının tayin edildiği Mersin’den SEGBİS üzerinden, tanıkların ise talimatla Hatay’da dinlenmelerine tensiben karar vermiş.
Çok parçalı bir dava… Çok yürek parçalayan bir dava!

anne

Balıkesir’e yaklaşırken hem polis, hem jandarma kente giren, çıkanı denetliyor. Otobüsler durduruluyor.
Kent merkezine varmadan hemen önce, anayol üzerindeki Adliye binası önünde yüzlerce genç birikmiş, sloganları ve pankartları, flamaları ile duruşmaya katılmak, destek sunmak üzere oradalar.

Adliye dışında başlayan yoğun güvenlik önlemleri, Adliye içinde duruşma salonu önüne değin uzanıyor.

Duruşma saati yaklaştığında çift sıra polis kordonu altında büyük bir kitle olarak kapıya ilerlemeye çalışıyoruz. İnsanlar gerçek bir dayanışma duygusu ile hareket etmeseler, izdihamdan her türlü sıkıntı yaşanabilir.

Yüz kadar Avukat hazır!

Ankara Barosu’ndan ve Derneğimizin önceki dönem Genel Başkanı olan değerli Kazım Bayraktar’ı görüyorum. Sarısülük Ailesinin de avukatı. Hatay Barosu’ndan katılım çok. ÇHD’li arkadaşlar İstanbul’dan, Bursa’dan gelmişler. Gül Kireçkaya, Veysel Gül, Zeynel Kaya, Halil Dönmez ve Ben İzmir’i temsilen geldik. Doğan Alper de Susurluk’taki duruşması sonrası gelmiş. Talepler alınırken İzmir Barosu’ndan bir diğer meslektaşımızı fark ettik. İzmir Barosu’nun gözlemci olarak gönderdiği iki meslektaşımız da izleyiciler arasında yer aldı. Balıkesir Barosu Başkanı Barosu adına katılma talebinde bulundu. İnsan Hakları Derneği Genel Merkez ve Hatay Şube olarak ayrı ayrı katılma talebinde bulundular. Af Örgütü’nden iki gözlemci bulunuyordu. CHP’li Milletvekillerinden de duruşmayı izlemeye gelenler vardı. Hüseyin AYGÜN sonuna değin izledi.

Abdullah Cömert’in anne ve babası, ağabeyi, on bir aylık bebeği kucağında kız kardeşi, amca ve dayıoğlu hazır. 1.300 km. uzağa sürgün edilen dava dosyası için bir minibüs ile yollara düşmüşler.

Ali İsmail Korkmaz’ın ağabeyi Av. Gürkan Korkmaz, Ethem Sarısülük’ün annesi, Mehmet Ayvalıtaş’ın babası, Gezi olaylarında Devletin açık şiddeti sonucu gaz kapsülleri ile gözü çıkarılan iki genç de hazır. Dayanışmadalar. Birbirlerinin acılarını sarmaya çalışırken, yaşama tutunacak güç bulabiliyorlar. Hepsi hem derinden bir keder, hem bastırılmış bir öfke, hem de dayanışmanın verdiği güç ile bilgece bir duruş içindeler. Hem maruz kaldıkları uygulamalar sebebi ile Devletten yana umutsuz, hem dayanışmanın, ilginin büyüklüğü karşısında geleceğe dair umut içindeler. Duygulardan bazen biri bazen diğeri ön plana çıkıyor.

Saat 14.30 Duruşma salonundayız. İzmir Adliyesi Ağır Ceza Duruşma Salonlarının yarısı kadar bir salon… Yer bulabilen Avukatlar ve izleyiciler oturuyorlar. Bir kısmı ayakta…

Sanık kendisini iki vekil ile temsil ettiriyor. Mahkeme Başkanı’nın talimatı ile duruşma salonunun kapısı kapatılıyor. Henüz tüm meslektaşlarımız salona girme imkânı bulamamışken.

Mahkeme Başkanı, duruşmaya başlangıç saatini yazdırıyor, celseyi açtığını beyan ediyor. Sonra; “Ben Sizleri tanımıyorum. Dışarı çıkarak tek tek gelin. Avukatların Balıkesir’den olanlarını tanıyorum. Ama özellikle karşımda oturan sivil kişileri tanımıyorum. Dışarıdan isimlerinizi beyan ederek tek tek içeri gelin” şeklinde hukuk dışı olduğu kadar akıl dışı bir önermede bulunuyor.

Dışarıda izdiham var. İnsanları dışarı çıkarıp, sahneye davet eder gibi tek tek ismen içeri almak izdihamı büyüteceği gibi, zamanı öldürecek.

Buranın özel bir davet yeri olmadığını, Mahkeme Heyetinin duruşma salonuna girenlerle tanışma mecburiyeti bulunmadığını, “Yargılamaların Aleniliği” ilkesinin Anayasal güvence altında olduğunu açıklıyoruz.
Bu kez, ayakta kalan avukatlara yer açabilme gayesi ile mağdur ailelerin de aralarında yer aldığı izleyici sıralarının boşaltılması talep ediliyor. Buraya oturmaya gelmediğimizi bizi oturtmak adına aileleri mağdur etmemelerini söylüyoruz.

Özellikle Halil Dönmez arkadaşımız, bunun ailelere yapılacak bir işkence ve kötü muamele sayılacağını vurgulayarak ve oturmaya gelmediğimizi anlatmak üzere oturabileceği yer olduğu halde ayağa kalkarak bir tutum sergiliyor. Oturmakta olan tüm avukatlar da ayağa kalkınca heyet içeri çekiliyor.

1377260_1002371509777148_4635259147912124620_n

Heyet salona geldiğinde, az önce gerçekleşen konuşmalar hiç olmamış gibi yeni bir başlangıçla, içerideki avukatlardan başlamak üzere gelenlerin tespitine geçiliyor.

Taleplerin tutanağa yazılmaması ve yargılamanın Heyetçe alınan kararlar üzerinden yürümemesi tutumu karşısında, duruşma salonunda mevcut ses ve görüntü kaydının açılması talebinde bulunuluyor. Mahkeme Heyeti bu talebi de tutanağa geçmeden “Az sonra SEGBİS uygulaması ile sanık savunması alınırken ses ve görüntü kayıt sisteminin de devreye gireceğini” beyan ederek talepleri savuşturmaya, tutanağa yazmamaya çabalıyor. Bu tutum duruşma salonunda gerginlik konusu oluyor.

Uzun süren gelenlerin tutanağa yazılması etkinliği esnasında, az önce talimatla kilitlenen kapı sertçe çalınıyor ve dışarıda kalan meslektaşlarımız da bulabildikleri yerlerde ayakta durmak üzere salona kabul ediliyor.
Mahkeme Heyeti SEGBİS uygulaması ile Mersin Adliyesinde hazır bulunan sanığa bağlanmak ve savunmasını alarak bu celseyi tamamlamak için acele ediyor.

SEGBİS devreye girmeden önce Hatay’dan ailenin avukatı ve sanığın tespit edilerek aleyhinde ceza davası açılması için büyük emek sahibi Av. Hatice Can söz alıyor. Esas olarak sanığın SEGBİS ile duruşmaya katılımının Mahkemece sanığa sağlanan, kanunlarda yer almayan bir kolaylık ve imkân olduğuna dair itirazını yaparak, Cömert Ailesi’nin on yedi aydır süre gelen adalet arayışının gölgelenmemesini talep ediyor. Ancak öncesinde Suriye’de yaşanan savaş sebebi ile güvenlik gerekçe gösterilerek Hatay’da bir süredir polisin vatandaşa karşı olan tutumunun nasıl sertleştiğini, bu atmosfer sonucu olayların geliştiğini, yargılamanın Balıkesir’de gerçekleşmesinin “tabii hâkim ilkesine” aykırı olduğunu anlatmaya dair sözleri sık sık Mahkeme Başkanı tarafından kesilerek somut olarak SEGBİS uygulamasına dair bir talep var ise bunun ifade olunması konusunda uyarılıyor.

Av. Hatice Can, SEGBİS uygulamasına dair itirazlarını da ileri sürüyor. Pek çok avukat, sanığın duruşmada hazır bulundurulma mecburiyetine aykırı olarak SEGBİS ile Mersin’den duruşmaya katılmasına dair itirazlarını ifade ediyor.

CMK 193. maddenin “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz” hükmü,
CMK 196/2. maddenin “Sanık alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere,istinabe suretiyle sorguya çekilebilir” ve
196/4. maddenin “Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı halinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır” düzenlemeleri bir arada değerlendirildiğinde;

Kural olarak sanık hazır olmadan duruşma yapılamayacağı, beş yıldan az hapis cezası gerektiren suçlarda bu kurala istisna olarak istinabe dediğimiz bir diğer mahkemeden de sanığın ifadesinin tespit edilebileceği ve istinabe yöntemine bir seçenek olarak, duruşmaya gelmeye mecbur tutulmayan haller söz konusu ise görüntülü ve sesli iletişim tekniği ile sanığın savunmasının alınabileceği, sanığın duruşmaya gelmeye mecbur tutulduğu beş yıl ve daha fazla hapis cezası öngörülen durumlarda SEGBİS’in kullanılamayacağı;
• “Yüzyüzelik İlkesinin” ihlâl edilmemesi gereği,
• Güvenlik gerekçesi ile mağdur/katılan aileye 1.300 km yol reva görülürken sanığın kanun düzenlenmesine de aykırı olarak bu kolaylıktan yararlandırılmasının silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu,
• Bu uygulama ile mağdur taraf kriminalize edilerek esasen anayasal güvence altındaki “Hukuk Önünde Eşitlik” ilkesine de aykırı davranıldığı, çerçevesinde çok sayıda eleştiri ve itiraz yapıldı.

Eleştiri ve itirazlar tamamlanmadan, özellikle Ali İsmail Korkmaz’ın avukat ağabeyi kendi davalarından örnekleyerek söz almak istediğinde Mahkeme Başkanı “artık yeter” anlayışı ile sözü iddia makamına vermek istedi. Eleştiriler karşısında iddia makamından görüş alındıktan sonra tekrar avukatlara söz vereceğini beyan etti.

Duruşma tutanaklarından örnek edinmek konusundaki ısrarlı talepler de uzun süre sonuçsuz kaldı.

İddia Makamı tek cümle ile “SEGBİS ile sanık savunmasına geçilsin” dedi. Saat 16.30’ye gelirken 15 dakika ara verildi.

Arada, iddia makamını eleştiren Cömert Ailesi bireylerini kürsünün önüne davet eden Savcı, onlara “teknolojinin ne iyi bir şey olduğunu, en zor ameliyatlarda da artık teknoloji kullanılarak başarı elde edildiğini, sanığın duruşmaya SEGBİS ile iştirakini de böyle düşünmeleri gerektiğini” nasihat etmeye kalktı.

Aradan sonra başlayan duruşmada Mahkeme Heyeti katılan avukatları tek tek okumak suretiyle yoklama yaparak zaman kaybına sebep oldu. Başlangıçta var olup, duruşmadan ayrılmak zorunda kalan avukatlar var ise bunun tutanakta yer almamasını ciddi bir hukuk ihlâli olarak değerlendiren titizliği, bizlerde yalnız “şeklî gerçekliğin” arandığı duygusu yarattı.

Ali İsmail Korkmaz’ın avukat ağabeyi’nin söz hakkı talep ettiği Mahkeme Başkanı’na hatırlatıldığında esasen heyetin “Ali İsmail Korkmaz kimdir? Davası nedir?” bu konulara pek yabancı olduğu görüldü.

Av. Gürkan Korkmaz; kardeşinin davasında Eskişehir güvenli bir il sayılmayarak duruşmanın Kayseri’ye nakledilmesine rağmen, olay yeri Muğla olan Şerzan Kurt davasında da davanın Eskişehir’e nakledilmekle esas amacın hep devlet şiddetine maruz kalan ailelerin hak arama süreçlerini zorlaştırmak olarak belirdiğine dikkat çekti. Kayseri’ye nakledilen kendi dava dosyalarında, Mahkemenin sekiz sanığı hazır ederek bizzat dinlediği gibi daha önce ifadeleri talimatla alınmasına karar verilen tanıkların da Kayseri’de dinlenmeleri yönünde karar alındığı bu uygulamanın kendisinin avukat olmasından kaynaklanan bir hassasiyet olarak kalmamasını, kanun hükümleri gereği ve adalet arayışının karşılık bulabilmesi için bu davada da sanığın hazır edilmesini talep etti.

Mahkeme Heyeti Ali İsmail Korkmaz’ın avukat ağabeyini de dinledikten sonra, Başkan, sanık savunmasının alınması için SEGBİS sistemini devreye sokulması için gereği talimatını verdi. Ekranda sanığın hazır bulunduğu Mersin Adliyesi belirdi.

Av. Hatice Can, bir kez daha söz alarak, bu yöntemle orada hazır bulunanın sanık olduğunun dahi her türlü şüpheden uzak düşünülemeyeceğine değindi. Dokunaklı bir şekilde, bu davanın hazırlık soruşturması sürecinde, fail polis memurunun kimliğini tespit etmeye çalıştıkları esnada Abdullah Cömert’in ağabeyinin “Katil Polis bulunmaz ise, ben ister istemez bütün polislere katil oldukları şüphesi ile yaklaşıyorum” dediğini aktardı. İnsanları bu duygular ile mücadele etmek zorunda bırakmayın diyerek, adaletin tecellisi için gereğini yapmaları talebinde bulundu.

Av. Hatice Can ve birkaç meslektaşımız SEGBİS’in işleyişi üzerine görüş ve talep beyan ederken, Mahkeme Başkanı’nın hiçbir talebi tutanağa geçirmediği ve dinlemediği, tüm dikkatini SEGBİS yöntemi ile Sanık savunmasının alınmasına yoğunlaştırdığı görüldü.

Abdullah Cömert’in babası “Kalkın gidelim! Burada kalmamıza gerek kalmadı” dedi. Mahkeme Heyeti’nin tutanağa yazmaktan imtina edemeyeceği bir talepte bulunduğumuzu beyan ederek ‘Heyetin reddini’ talep ettik. Tüm meslektaşlarımız bu talepte birleşti. Buna rağmen Mahkeme Başkanı “Ben şimdi Sanığı dinleyeceğim” diyerek uzun süre Heyetin reddine dair talebi yok sayarak SEGBİS ile sanığa ulaşmaya yoğunlaştı.

Hep birlikte Mahkeme Heyetinin Reddi üzerinde ayağa kalkarak ve sesimizi yükselterek direnç göstermemiz, talebi “duyulmaz” ve “anlaşılmaz” olmaktan çıkardı.

Mahkeme Heyetinin reddi konusunda söz alan avukatlar, ret talebimizi ayrıntılı gerekçelendirmek ve delillerimizi sunmak için yazılı dilekçe vermek üzere süre talep etmekle, Mahkeme Heyetinin bu celse için talebin üzerinden atlayarak geçmesine engel oldu.

Mağdur/Katılan Cömert Ailesine talep hakkında görüşü soruldu. Ailenin duruşmada yer alan her bir bireyi adalet arayışlarının, umutlarının nasıl kırıldığını en sade ama dokunaklı ifadeler ile ortaya koydular. Heyeti reddettiler!

Ret gerekçelerimizi ve delillerini yirmi gün içinde sunmak ve gereğini değerlendirmek üzere verilen süre ile duruşma 3 Şubat 2015 tarihine saat 09.00’a ertelendi.

Cömert Ailesi ve Devlet şiddetinin diğer mağdurları, adaletin, ancak ona ihtiyacı olanları eliyle, çabası ile gücü ile var edilebileceğini hissetmemizi sağlayan bir kararlılıkla ve destek sunan avukatlar başta olmak üzere, herkese bu desteğin ne denli anlamlı olduğunu düşündürerek duruşma salonundan ayrıldılar.

Davaların ‘nakli’ ve SEGBİS uygulamaları üzerine çalışma üretme görevi de bizi bekliyor.

___________________________________
(*) ÇHD İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

10407687_1002371889777110_3207202877512620122_n

Written by
No comments

LEAVE A COMMENT