ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

TBB BAŞKANI METİN FEYZİOĞLU’NA AÇIK MEKTUP

çhd logoSayın Feyzioğlu,

Ülkemiz kan ve gözyaşı sağanağı altında.

Son dokuz ay içerisinde silahlı kolluk saldırılarında yaşamını yitiren yurttaşlarımızın sayısı neredeyse bine ulaşmış durumda.

Herkesçe bilinen bu gerçeği anlatmak için size bir açık mektup kaleme almanın lüzumsuz olduğunun farkındayım. Niyetim bu değil.

Evet, çığlıklar arttı ve yükseldi, ama devletin bu görünümü hiçbirimiz için yeni veya şaşırtıcı sayılamaz. Siyasi tarihimiz, idari ve adli göz yumma yöntemleri sayesinde soruşturma bile açılmadan cinayetleri örtbas edilmiş maktul yakınlarının yakarışlarıyla dolup taşıyor.

Amacım bu sistematik öldürmelerin bizzat kendisi hakkında değil, fakat sizi ve bizi ilgilendiren bir yönü ile ilgili konuşmak.

Niye sizinle?

Biz, baro bağımsızlığının üstünde Bakanlık ve Barolar Birliği vesayetini hiçbir zaman tanımadık, tanınmaması gerektiğini savunduk.  Yine de bu bakış açımıza uygun bir düzenleme hayata geçirilinceye kadar; yasa ve mesleki teamül gereği avukatları temsil ediyorsunuz. Bu yüzden sizinle konuşmak zorundayız.

Mesleğin gün geçtikçe ağırlaşan koşullarını ve telâfi edilemez mesleki kayıpları konuşmayı sonraya bırakalım.

 

Sayın Feyzioğlu,

Basitçe ve her türlü tereddütten uzak söylenmelidir ki faşizm koşullarındayız.

Çatışma içerisindeki kolluk güçlerinin öldürülmesi ve yaralanmasından duyduğunuz endişeyi biliyoruz: “Ya devletin yanındasınız ya da örgütün” açıklamanızı okuduk.

Kolluk kuvvetlerinin ve silahlı militanların birbirini öldürüyor olması konusunda “işlevsel” sanarak dayattığınız bu ikili karşıtlığı biz anlamlı bulmuyoruz. Bizim için halkın içinde ve yanında olmak yeterli bir tanımdır. Katledilen halktır.

Kimin “faşizme karşı direnme hakkını kullananlar”, kimin “terörist” olduğuna ilişkin nihai karar tarih tarafından verilecektir ve bu konuda bugün aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Geçen yüzyılda, İtalya’da, Almanya’da, İspanya’da, Portekiz’de de böyle oldu.

Ancak burada bitmiyor.

Mahallesinin sokağında katledilen Berkin’in, ailesinin yanında yatağından kaldırılarak vurulan Dilek’in, işinden evine dönerken katledilen Yılmaz’ın, dedesinin kucağında vurulan Miray’ın, sokak ortasında vurularak cesedi günlerce çürümeye terk edilen Taybet ananın, Cizre ve Sur bodrumlarında katledilen onlarca kadın, erkek ve çocuğun, toplantı ve gösterilerde gazla ve mermiyle katledilen eylemcilerin, evlerinde yakılan annelerin ve bebeklerin ölümleri bu basit şablona sığmaz. Mesleki konumunuz gereği, bu ölümler için yükseltilen adalet talebini, ikili karşıtlık üzerine inşa edilmiş “Düşman Hukuku”  ile değerlendirmenizi kabul etmek mümkün değil.

Bu suçlar halka karşı işleniyor.

Halka karşı sistematik bir biçimde suç işlenmeye başlandığında, avukatların görevi “ya – ya da” gibi tariflerle devletin saldırı politikalarını desteklemek ve katledilen halkı düşmanlaştırarak karşıya almak olamaz.

Maalesef, faşizm koşullarında devletin tahkimatına tuğla taşıyan büyük hukukçular ve felsefeciler olmuştur; Carl Schmitt, Martin Heidegger, ilk akla gelenleri. Zannediyorum, nispeten daha derinlikli ve kapsamlı olmakla birlikte, neticede sizinle aynı şeyi söylediler. Faşizm sonrası, büyük yetenek ve birikimlerinin örtmeye yetmediği utançlarını ve hazin tecritlerini hatırlatıyoruz.

Kısa yoldan “devlet adamlığı” payesi kazanmak, faşizmin yükselen dalgasına binerek mevki ve kariyer elde etmek, kazananların yanında olmak gibi heyecan verici beklentilerin, gerçekleştiklerinde dahi, bu sonu engelleyemediği ve utancı azaltmadığı unutulmamalıdır.

Berkin’in avukatları, 58 gündür, vurulduğu yerde açlık grevi yapıyorlar; hiç mi ilginizi çekmez?

Dilek’in katili elini kolunu sallayarak geziyor, görevinin başında; hiç mi huzursuz olmazsınız?

Kürt illerindeki ablukalarda yakılarak katledilenlerin arkasından duvara yazılanları, yargılanmaktan kaçma beklentisiyle hazırlanan kanun tasarılarını, kararlarını beğenmediği için neredeyse Anayasa Mahkemesi’ni lağvetmeye kalkan bir iktidarın heveslerini niye dikkat çekici bulmazsınız?

Her gün Adliyelerde halka karşı işlenen suçların soruşturma ve kovuşturmalarını takip eden avukatlar tartaklanıyor, sürükleniyor ve tehdit ediliyorlar. Adalet için kış ortasında çadırda direniyorlar. Görev alanınızın dışında mı kabul ediyorsunuz?

Lütfen bizimle ve halkla bu konulardaki görüşlerinizi paylaşın.

Sizden, saldırıya uğrayan, direnen, adalet talep eden avukatların mücadelesi için ve kolluk öldürmelerindeki yargı önüne çıkarmama ısrarı karşısında harekete geçmenizi bekliyoruz. Bunu yapın ve eğer yapmayacaksanız bize nedenlerini anlatın.

 

Sayın Feyzioğlu,

Sizi uyarmak zorundayız. Faşizm yenildiğinde – ki bu muhakkak başarılacaktır – üzerinize yığılacak “sessiz kalmak” ve “payanda olmak” utancından çekinin. Eğer temsil iddianız sürecekse, mesleğimizi böyle bir utanca hiç karıştırmayın.

“Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”  “Ya – ya da” diye düşünmeyi seviyorsanız, işte bu ikisinden size uygun olanı seçeceksiniz.

Sizden zulme uğrayanlar ve avukatları adına ses, tutum ve eylem bekliyoruz.

Saygılarımızla.

 

                                                                                                                      Selçuk Kozağaçlı

         Avukat

     Genel Başkan

   Çağdaş Hukukçular Derneği

AÇIK MEKTUP

Written by
No comments

LEAVE A COMMENT