ÇHD Susmadı, Susmayacak!
 

ÜLKER İŞÇİ DİRENİŞİNE ZİYARET

ülker

Direniş Çadırından…

ÇHD İstanbul Şubesi Çalışma Yaşamı Komisyonu, direnişteki Ülker İşçilerini ziyaret etti.

İşten atılan Ülker işçilerinin direniş çadırındayız,

Aralarında 21 yıldan beri  Ülker’de çalışanlar var. Kimi 10 kimi 15 yıllık Ülker işçisi. Emeklerini, sağlıklarını, yıllarını bırakmışlar o fabrikada. 15 yılını bitiren haklarını alıp yoluna bakabilir. Ama onlar;  “hayır” diyorlar “bu düzen değişmeli. İçeride ağır şartlarda çalışan arkadaşlarımız var; onlar için bile olsa direnmeliyiz”…  Fabrikada çalışan 1000 kadrolu işçi var. Bunun yarısı kadar da taşeron…

Ülker işçilerini çadırlarında ziyaret ettik. Kiminin sakalı çember,  kimiyse sakalsız. İnançları, etnik kökenleri  ne olursa olsun emekçiler Onlar. Ve patron için sorun çıkarmaya aday oldukları anda kapının önüne konuluverirler.

Onlar, yıllarca, Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş sendikasında örgütlü imişler. 2004 yılına kadar maaşları iyiymiş, asgari ücretin iki buçuk katı maaş alıyorlarmış. 2004 yılında ne olduysa olmuş, dedik ya paranın dini imanı olmaz diye, onlar da kara haberi  bayramın ikinci günü almışlar. Patron 750 işçinin evine kurye göndererek işten atıldıklarını tebliğ etmiş. 750 işçi bir anda kapının önüne konuvermişler. Onlar da sendikamız bize yardım eder diye düşünerek Öz Gıda-İş’in kapısını çalmışlar. Öz Gıda-İş de onlara, patronun yeniden işçi alacağını ve asgari ücret üzerinden tekrar işe girmelerinin onlar için en hayırlısı olacağını söylemiş; “Mecburen katlanacaksınız, piyasa kötü, size yüksek ücret verirse rekabet edemez” demişler. İşçilerin bir kısmı el mahkûm asgari ücretten tekrar işe girmişler. Ama anlamışlar ki Öz Gıda-İş’den kendilerine bir fayda gelmeyeceğini…

O günden bugüne  geçen 10 yılda maaşlarındaki toplam artış yalnızca 500 milyon lira. Onlar için geçim her geçen gün zorlaşıyor.

Ve 2008 yılında, sadece yemek protestosu yaptıkları için tam 17 işçi işten atılmış.

İşçiler fabrikadaki sosyal tesislerden bahsediyorlar. Evet evet, içerde sosyal tesis varmış. Hatta tenis masası bile varmış. Gel gör ki Ülker işçilerinin yemek, çay ve dinlenme için sahip oldukları toplam vakit yarım saatmiş. Yalnızca yarım saat.

FIRINDAN BUZHANEYE …

İşçilerin en büyük sorunlarından biri çikolata yapımında gerekli sıcaklık değerlerinin değişkenliği.  Bir sıcağa, bir soğuğa giriyorlar. Ambalajlar kutulanıp depolanıyor. Ancak patron soğuk havayı palet dedikleri yürüyen bantlarda döndürmek yerine alanın bütününü soğuttukları için sıcaktan gelen işçiler sürekli hareket halinde ve terli oldukları için hastalanıyorlar. Taşıma işinde çalışanlar ise genellikle fıtık oluyor. İşçilerden biri kendisinde tam yedi tane fıtık olduğunu söylüyor. Çünkü yerden kutuları alıp bantlara diziyorlar.

İşçilerden biri hesap yapmamızı istiyor. Türkiye’de çokça satılan Ülker Metro kutularının ağırlığını soruyor. Sonra da biz makinayla yarışıyoruz diyor.  İşte o kutulardan 450 tanesini 1 saat içinde bantlara koyup göndermek zorundayız. Tek tek alırsak yetiştiremeyiz, ikili -üçlü kutuları sürekli kaldırıp indirerek yetiştirmeye çalışıyoruz.

Sekiz ay önce işten ayrılan Serhat da arkadaşlarına destek olmak için çadıra gelmiş. Onun da iki fıtık çıkmış belinde. Bakmış ki sağlığından olacak, vakit daha geç olmadan işten kendisi ayrılmış. Berhat anlatıyor; soğuktan korunmak için yelek mont giyiyorlarmış önceleri. Sonra patron görüntü kirliliği oluyor, renk renk giyiyorsunuz, giymeyin demiş. O zaman buranın sıcaklığına uygun, tek renk kıyafetleri siz bize verin demişler, ona da hayır demiş patron.

Bilal Sakallı ise 21 yıllık ülker işçisi; Bilal usta anlatıyor; “Bir ara Ülker, özellikle Müslüman tarikatlardan işçi alımı yapmış.  O dönem, Ülker şirketi işçi alırken, işçilerin sarıklı, cüppeli, sakallı olup olmalarına bakmamış… Ama sonra yabancı ortaklar Avrupa’yla, Amerika’yla geliştirilen ilişkiler onları fabrikada fazlalık durumuna düşürmüş. Bir çoğu baskılar nedeniyle mecburen  sakalını kesmiş.  Sakalını kesmeyenlerse göz önünden kaldırılmış.

Mücahit Önal hastaymış, yedi raporu varmış. İşe devam edebilmesi için işveren vekili,  “eğer sağlıklıyım” diyerek rapor alırsan işine devam edebilirsin demiş.

Ülker işçileri, tüm bu sorunlara karşı gerçekten mücadele edebilmek, insanca yaşamın imkanlarını yaratabilmek, patronun kendilerinden çaldığı artı değerin en azından daha adaletli dağıtılşmasını sağlayabilmek amacıyla DİSK’e bağlı Gıda-İş sendikasına üye olmuşlar. Ve nedense çok çok uzun yıllardır fabrikalarında sendikaya “saygı” gösteren Ülker patronları işçilerin sendika tercihini hazmedememiş; DİSK/Gıda-İş’e üye olan işçiler işten çıkarılmış…

Harvard Üniversitesi Toplum Sağlığı Fakültesi ile işbirliği yaptığını söyleyerek toplum sağlığını ne kadar önemsediğini cafcaflı reklamlarla anlatan Ülker’in, İstanbul’un ortasındaki fabrikasında işçilerin durumu böyle. Ülker  nasıl büyüyüp dünya  çikolata devleriyle iş yapıyor, ülke tarihinin en büyük dış alınmlarını yapıyor, Godiva’ları, United Bisküvi’leri bünyesine katıyor yeterince anlaşılıyor sanırız.

Televizyon kameraları ancak direnişin 6. gününden itibaren ilgi göstermeye başlamışlar. Ama Yıldız Holding ile aralarının bozulmasından endişe eden boyalı basın pek ilgi göstermedi Ülker işçilerinin durumuna.

Anayasal hakları doğrultusunda sendika seçme haklarını kullanan Ülker işçilerinin Topkapı’da bulunan fabrika önündeki onurlu direnişi halkımızın ve bizlerin  desteğini bekliyor.

ÇHD İstanbul Şubesi

Çalıişma Yaşamı Komisyonu

Share Post
No comments

LEAVE A COMMENT